Sükût ikrardan gelir
"Tarih Kimi Yargılayacak" başlıklı yazımın avcı camiasında başlattığı tartışma
halen devam ediyor. www.sayfamız.com sitesi benim iznimle bana ait siteden
yazıyı alıp yayınladı. Yazımın altında yapılan yorumlar, yazıyı yorumlamaktan
öte taraflar arasında bir foruma dönüşmüş durumda.
Yazımın çeşitli muhatapları var.
Asıl muhataplar sükût içinde.
Büyüklerimiz "Sükût ikrardan gelir" derler!
Yazımdan ötürü mail kutum küfür ve hakaret içerikli mesajlarla dolu. Benimle
uğraşacaklarına Türkiye avcıları sitesindeki kapatılan sayfaların nedenini
sorgulasalar daha doğru olmaz mı?
Sövenlerin yanında beni övenlerde var.
Bazıları diyor ki;
Keklik için para topladılar. Paralar ne oldu? Yazsana.
Diğeri, bağış toplamak için yasal izinleri var mı? Sorsana.
Pekiyi bunlardan bana ne?
Ben bağışta bulunmadım ki.
Bana yazacağına parayı verdiklerine sen sorsana!
Aidiyet duygusuyla kendi ateşinde yanan insanlar görüyorum...
Kişiliği tam yerine oturmamış, hayatında önemli bir şeyin parçası olamamış veya
kendisine verilen yetkiyi hazmedememiş insanlarda aidiyet duygusu sürü
psikolojisinden aldığı gazla hırs, ego tatmini, ihtiras gibi duygularla daha da
bilinçsiz ve tehlikeli bir durumda şekilleniyor. (*)
Aidiyet duygusunun insanı ne kadar sersemlettiği beni çoğu zaman şaşırtıyor.
Onları yavaş, yavaş olmak istemediği ve karşısında durduğu şeyin bir adet
kopyasına dönüştürüyor. Ama onlar bunun farkında olamıyor.
Sempozyuma katılmayanları "Tarih sizi Yargılayacak" demenin "ille sen de buna
inanacaksın ulan" zorlayıcı tavrından neresi farklı.
Her insanın davranışlarını, gelişimini çevreleyerek etkileyen çeşitli duygu,
görüş, düşünce, inanış ve ideolojileri var. Bu mantık ve bilinçle avcı toplumu
içinde heterojen şekilde dağılan görüşleri kabullenerek yapılacak tepkilerin
daha sağlıklı ve inandırıcı olacağı düşüncesindeyim.
Bazı genç avcı kardeşlerimizin avcılık için bir şeyler yapma adına heyecanlı
söylemlerini anlayışla karşılamaya çalışıyorum. Yalnız, yakın avcılık
geçmişimizi iyi araştırmadıkları için kendileri dışındaki kimselerin bir şey
yapmadığı düşünce ve inancı içinde olmaları beni üzüyor. Geçmişin koşullarını
iyi bilmeden bugün ki şartlarla durumu değerlendirmek, bu uğurda emek harcamış
insanlara saygısızlık anlamına geliyor.
Bu ülkede avcılık konusunda ilk defamı sempozyum yapılıyor?
!
23-25 Mart 1999 tarihleri arasında İzmir de "Av ve Yaban Hayatı Yönetiminde Yeni
Yaklaşımlar" adıyla bir toplantı düzenlenmişti. Cumhuriyet tarihimizde avcılık
adına Orman Bakanlığı tarafından düzenlenmiş en önemli çalışmalardan biridir.
Konuşmacılardan Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Dairesi Başkanı Bahri
Kalınkütük, Nevzat Ceylan, Mahmut Kulein, Metin Sertoğlu, Süha Umar, Mehmet Emin
Bora hatırlayabildiklerim. İstanbul, Antalya, Bursa gibi illerde yapılan
workshop toplantılarını nasıl yok sayabiliriz. Bilim adamlarının bundan önce
yaptığı çalışmaları, yayınladıkları makaleleri görmezden mi geleceğiz? Av ve
Yaban Hayatı Meslek Yüksek Okulu nasıl kuruldu. Avcılık Eğitimi Kursları nasıl
başladı.
Avcılık kursları hakkında 20.08.2001 tarihinde yazdığım "Avcı Eğitimi
Kurslarının İçerik ve Eğitim Öğretim Yönünden Değerlendirme Raporu" aklıma
geliyor.
Bu ülkede, ama eğri, ama doğru yöntemlerle birçok kişi ve dernek kendi maddi
imkanlarıyla doğaya kuş saldılar. Hem de devletten tek kuruş katkı görmeden.
Hatırlıyorum da Şahsım ve Faruk Malhan'ın katkılarıyla yetiştirdiğimiz 1000
kadar sülünü hiçbir ücret almadan Tokat, Fethiye, Tekirdağ gibi yerlerde doğaya
bırakılmasını sağladık. Hiç "Doğaya 100.000 kuş salım kampanyası" kadar gürültü
çıkarmadan.
Amaç reklam olmayınca!
Bir dönem ülkemizde avcılıkla ilgili tek bir dergi vardı. Avcının Sesi
Dergisinde o dönemler bildiklerimizi yazar bilmeyenleri aydınlatmaya çalışırdık.
O dönemler internet yoktu. Kaynak yoktu. Ama bizler yine de bir şeyler yapmaya
çalıştık.
Geçmişi ve bugün ki federasyon ve konfederasyon oluşumunu küçümseyip
eleştirenler bana, babasının kazandığı paraları sorumsuzca harcayan haylaz
çocukları çağrıştırıyor.
Sempozyuma karşı mıyım?
Hayır değilim.
Ancak, bu işi yalnız biz yaparız üslup ve tavrını son derece yanlış buluyorum.
Söz konusu sempozyumu, ortaya çıkaracağı bilimsel verilerden çok, rakip olarak
gördükleri kurumların işe yaramadığının ispatı olarak değerlendirilmek
isteyenler var.
Diyorlar ki; Federasyonlar ve Konfederasyon ne yapacağını anlatmıyor ki avcılar
onlara katılsın. Kurumların hedeflerini ve faaliyet alanını gösteren
tüzükleridir. Yönetimler gelip, geçicidir. Asıl olan kurumların varlığıdır.
Henüz örgütlenme sürecini tamamlayamamış kurumları faaliyet yapamıyor diye
eleştirenlerin mantığını algılamakta güçlük çekiyorum.
Peşinden koştuğunuz Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonunun avcılık konusunda
topluma deklare ettiği bir programı var mı?
Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu sempozyumla ilgili hangi konuda öncülük
ediyor?
Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile hangi
konuda işbirliği yapıldı?
"Onun Öncülüğünde", "bununla işbirliği içinde" gibi muğlak ifadeler kafa
karıştırıyor.
Bu sempozyumun yasal sorumlusu kim? İzini kim aldı? Listedeki yasal tertipleyici
kurumlar kimler?
???
Siyasi iradenin ve Bürokrasinin bu sempozyumdan bir talep ve beklentisi var mı?
Sana ne kardeşim bizim sempozyumumuzdan denildiğini duyar gibi oluyorum.
Yok vallah hiç konuşmayacaktım ama tutturdular bir tarih sizi yargılayacak diye.
Tüm bunları tarih beni yargılamasın diye yazıyorum.
Avcı camiasındaki bölünmüşlüğün sebebinin yazdığım yazı olmadığından adım gibi
eminim.
Bölünmüşlüğün sorumlusu; Maddi çıkarları için idari hukuk kurallarını görmezden
gelip, avcılar birlik olsunda bizim eski evde olsun dayatmasında olanlardır.
Allah adamı iftiradan korusun! Sempozyumunuz hayırlı olsun.
Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir.
(Anatole France)
3 Nisan 2008
Nedim ÇALIM
(*) Kaynağını hatırlamadığım, hatırımda kalan bir makaleden kısmen alıntıdır.
|